Sıkıntılı bir durumun içindeyken, zorlandığınızı hissederken sinirlerinizi bozacak derecede olumlu cevaplar aldığınız oluyor mu? En iyi niyetlerle söylense bile çoğu zaman pek işe yaramayan bu gibi sözler, toksik pozitif birinin ağzından çıkıyor olabilir.
Oysa siz en azından söylediklerinize anlayış gösterilmesini umuyorsunuzdur. Kendinizi kötü hissetme halinize saygı duyulmasını, bunun küçümsenmemesini veya başka insanlarla kıyaslanmamasını…
Ama işte, toksik pozitiflik anlayışıyla hareket eden biri, niyeti sizi küçümsemek olmasa bile böyle hissetmenize neden olabilir. Çünkü onun gözünde olumsuz duygular üzerinde durmak yerine her durumda olumlu düşünmek gerekir.
Oysa her şart altında olumlu düşünmek, insan doğasına pek uygun değildir. Keşke öyle olsaydı… Benim de çok işime gelirdi.
İyimserlik veya bu zamanların yaygın deyişiyle pozitif düşünmek kötü bir şey mi? Hayır, tabii ki… Burada konu, doz aşımı. “İlacı zehirden şey ayıran şey dozudur” olayına benziyor sanki biraz. Olumlu düşünmek ilaç olabilir. Ancak, bunu olumsuz şeyleri tamamen yok sayma noktasına götürürsek de zehir haline gelmeye başlayabilir.

Bazen yaklaşan bir tehlikenin veya olası olumsuz senaryoların farkında olmak gerekir. Ancak bu sayede plan yapabilir, önlem alabilir ve kendimizi hazırlayabiliriz. Bunları tamamen görmezden gelmek ise gerçeklerden kopuk yaşamaya başlamak anlamına gelir.
Toksik pozitiflik makul ve faydalı olabilen olumlu düşünme anlayışının aşırı ucu. Aşırı uçlarda olmak, fanatiklik; ben bunları sevmiyorum. Bu yüzden bu bakış açısını da beğenmiyorum.
Hiç durmaksızın, her koşulda, her saniye, her şeye olumlu bakma eğiliminde olan kişiler bende hayranlık uyandırmıyor. Aksine bu durumda bana bazen yapay, bazen de sağlıksız gelen bir şey var.
Bu prensibi hayatlarında uygulayan bazı insanlar, kendi ciddi problemlerini görmek istemiyor gibi geliyor bana. Böyle olunca onlarla dertleşmek de zorlaşıyor. Çünkü bir sorunu yok sayan biriyle o sorun hakkında konuşamazsınız ki.
Aklıma takılan bir şey de dışarıya yansıttıkları şeylerle iç dünyalarının uyumlu olup olmaması. Yani, gerçekten hiçbir şeye, hiçbir şekilde takılmamak mı? Yoksa “gibi” yapmak mı?
Böyle tuhaf bir durum. En azından bana tuhaf geliyor.
Çevremizde olaylara olumlu bakan insanlar olması güzel bir şey, buna ihtiyacımız var. Ancak, insan bazen bir sorunu hakkında konuşmak da ister.
Sürekli sorun anlatan, problemlerden söz eden, iyi tarafları görmeyen, hep negatif bakan kişiler doğal olarak biraz itici gelir. Ama insanın arada bir üzgün, umutsuz, biraz dağılmış, çaresiz falan hissetmesi de doğaldır. Ve hatta kaçınılmazdır. Bazen herkese olabilir.
Bunlar da daha sempatik olanlar kadar saygıdeğer duygulardır, insan yapısında kendiliğinden vardır ve paylaşmak, en azından biraz hafifleme sağlayabilir. Veya o güzel “anlayış görüyor olma” hissini.
Bunları paylaşmaya da ihtiyacımız var. Bizi ezdiğini hissettiğimiz bir sorun karşısında ezberci davranmayacak insanlara da ihtiyacımız var. Birlikte ağlamasa bile, ağlıyor olmamızı bir felaket gibi yorumlamayan… Klişe cevaplar vermeyen.
Klişe cevaplar bazen çok sinir bozucu olabiliyor, her şeye sarf etmemek lazım. Bunun yerine susmak daha iyi, bana göre. Karşınızdaki kişi o dediğiniz şeylerin kralını internetten, 2 dakika içinde bulabilir. O anda ona gereken şey belki de sizin özel yakınlığınız ve anlayışınızdır. Derdine dert muamelesi yapmanız.

Toksik pozitiflik buna izin vermek istemez. Sizi çok üzen bir durumu minnettar olunacak bir hayat dersi gibi ele almanızı isteyebilir. Kolay mı?
Sizi bunun sandığınız kadar karışık ve zor bir durum olmadığına ikna etmeye çalışabilir. Ama işte, siz öyle hissediyorsunuz. Herhalde bunu istemezsiniz ama sizdeki duygu bu.
İyimserlik bu değil. Durumu ve duyguyu yok saymak değil. Aşırı derecede basitleştirmek değil. Bir bakış açısı değişikliğiyle her şeyin hallolacağına inanmak değil. Olumsuzun varlığını ve üzücü olduğunu kabul edip, zaman içinde hafifleyeceğine veya bir çözüm bulunabileceğine inanmaya çalışmak.
Pozitif düşünmek? Evet. Ama gerçeklikten kopmadan, gerçeği reddetmeden ve yok saymadan.
Sorunları takıntı haline getirmemeye ve umutsuzluğa kapılmamaya çalışmak? Evet.
Ortada apaçık bir sorun olduğu halde bunu görmezden gelmek, yokmuş gibi davranmak? Bence hayır. Bir sorun varsa onun çözüm yollarını aramak lazım. En azından paylaşarak hafiflemeye ve başkalarının fikirlerinden faydalanmaya çalışmak lazım. Soruna yok muamelesi çekersek bunu yapamayız.
Her şeyin fazlası zarar. En iyi şeylerin bile. İyimserlik iyi bir şey ve hayatı da kolaylaştırır. Bu yönümüzü güçlendirmeye çalışmaya, bunun için çaba göstermeye varım.
Ama uç noktalara götürmekte ters ve sağlıksız bir şeyler var gibi görünüyor.
Bakış açını değiştir, hayatın değişsin, sorunların çözülsün. Keşke ama hayat her zaman bu kadar kolay işlemiyor. Ayrıca bakış açını değiştirmek de bir süreç olacaktır çoğu zaman. Sabahtan akşama gerçekleşecek bir şey değil bu, üstünde çalışmak lazım.
İnsan bir şeyleri başkalarından gizleyebilir veya farklı göstermeye çalışabilir ama kendini kandırması çok zor.
Kendimi kandıramadıktan sonra ne anladım ki?
