Önemli olan tek şeyin şu an olduğu fikrini hepimiz duymuşuzdur. Bu, “Carpe Diem” yaklaşımıdır. 1989 yapımı “Ölü Ozanlar Derneği” filminde Robin Williams’ın canlandırdığı öğretmen John Keating öğrencilerine tam olarak bunu anlatıyordu. Ne geçmişe dönük pişmanlıklar veya öfkeler, ne de gelecek kaygısı; sadece anı yaşa, günü yakala, günü kopar. Belki birçoğumuz bunu mantıklı buluruz. Hatta yapabilmeyi isteriz. Ama geçmişe dair düşünceler çoğu zaman yolu keser. Acaba geçmişi düşünmek neden bırakılamıyor? Bu gerçekten kötü bir şey mi? Tamamen bırakmalı mıyız? Ve kilit soru: Nasıl bırakabiliriz?
Psikologlar ve terapistler genellikle danışanlarını geçmişe götürürler. Bunu şimdiki sorunların kaynağına inmek için yaparlar. Öyleyse geçmişi düşünmek, hatırlamak bütünüyle yanlış ve kötü bir şey olmamalı. Zaten geçmişi hiç düşünmemek mümkün değildir. Asıl sorun geçmişe takılıp kalmaktır. Ruminasyon sürecine girmek hem verimsizdir hem de insanı ciddi derecede yıpratır. Üstelik en değerli şeyimiz olan zamanı da tüketir.
Geçmişe dair olumsuz düşünceler çığ gibi büyümeye eğilimlidir. Hatta affınıza sığınarak onlara içimden “Şerefsizler!” diyesim geliyor. Bir tanesiyle başlarsınız. Sonra bir tane daha gelir. Ve ardından diğerleri arka arkaya gelmeye başlar. Ve çoğaldıkça, durdurmak giderek zorlaşır.

Bence bu kafa karıştırıcı bir konu. Biraz da derin. Ama belki de sandığımız kadar karmaşık değildir. Bir yandan araştırıp daha iyi anlamaya çalışacağım. Bir yandan da mümkün olduğu kadar sade anlatmaya. Bu yolda kendime bol şans diliyorum. Bakalım ne çıkacak.
Zihnimiz Geçmişte Olanları Çözmek İster
Geçmiş geçmişte kalmalı diyorlar. Ama beynimiz bir hafıza bankası gibi çalışır. Ve belleğimizi kaybetmediğimiz sürece, arada bir olsun geçmişi gündeme getirecektir. Bu kaçınılmazdır. “Geçmiş neden aklıma geliyor?” dediğiniz zaman bunu hatırlayın, geliyor çünkü aklınızdan silinmiş değil. Sadece geride, arkada kalmış. Yakın ve baskın değil.
Ayrıca zihniniz bazı şeyleri neden yaptığınızı ve bazı durumlara neden düştüğünüzü anlamaya çalışır. Alternatif senaryolar üretmek ister, kontrol hissi arar.
Neden o zaman öyle bir insandınız?
Öyle değil de böyle yapsaydınız nasıl olurdu?
O yoldan değil ötekinden gitseydiniz?
O kişiyle değil diğer taliple evlenmiş olsaydınız?
O işi kabul etseydiniz?
Eski sevgiliye beddua etmek, yalvarmak, hatalı olduğunuzu sanmadığınız halde af dilemek yerine uzak dursaydınız?
Annenize / çocuğunuza öyle demeseydiniz?
O krediye kefil olmasaydınız?
O hisse senedini kendi haline bırakıp paranızın erimesini izlemek yerine stop olsaydınız?
Binlerce örnek bulunabilir.
Peki, bu sorgulama gerçekten bir işe yarar mı? Sürekli geçmişi düşünmek bize bir fayda sağlar mı?

Bu, geçmişi nasıl ele aldığımıza bağlı. Geçmişimizle kendi başımıza veya profesyonel yardım alarak yüzleşmek ve geçmişten ders çıkarmak işe yarar. Ama bunun dozu ve nasıl yapıldığı çok önemli. Geçmişe takılıp kalmak sağlıklı değil. Bu süreçten çıkarken kendimize karşı çok acımasız olmamamız gerekir. Ve geçmişin kölesi, gedikli müşterisi haline gelmeden yolumuza devam etmemiz.
Olmuş olan hiçbir şeyi değiştiremeyiz.
Tek 1 saniyesini bile.
Geçmişi düşünmek normal mi? Evet.
Geçmişte yaşamak doğru mu? Hayır.
Geçmişimizle yüzleşmemiz gerekiyor. Geçmişteki hatalarımızla da. Ama sadece aynı veya benzer hataları tekrar etmemek için. Ders çıkarmak için. Daha fazlası için değil.

Mutlu Anılar da Zarar Verebilir mi?
Bu noktaya kadar sadece olumsuz anılardan söz ettik. Oysa geçmiş tabii ki ve çok şükür ki kötü anılardan ibaret değildir. Çok zor bir hayatın içinde bile güzel, umutlu bir şeyler vardır. Dolayısıyla “Eski anılar aklımdan çıkmıyor” dediğimiz zaman bunlar her zaman hatalar ve sevimsiz hatıralar değildir.
Çok sevdiğimiz ve bir şekilde kaybettiğimiz, uzaklaştığımız birine de takılıp kalabiliriz. Onunla geçirdiğimiz mutlu günlere.
Şimdi yaşadığımız apartman dairesini sevmiyorsak bir zamanlar yaşadığımız o güzel, bahçeli evi düşünüp durabiliriz.
Maddi sıkıntı içindeysek bu açıdan daha rahat olduğumuz günlerin hayaliyle yaşayabiliriz.
Bu güzel anıları bir süre düşünüp şöyle derinden bir iç çekmek, hatta belki biraz ağlamak normaldir. Bunu hepimiz yaparız. Ancak, yukarıda söz ettiğimiz denge burada da önemlidir. Konu iyi şeyler de, kötü şeyler de olsa sürekli geçmişte yaşamak sağlıksızdır. Mutlu anılar şeklinde de olsa, takıntılı düşünceler sağlıksızdır. Bu sizi gerçeklikten koparır, içinde bulunduğunuz durumun tadını çıkarmanızı engeller.
Güzel anıları hatırlamak elbette kötü değildir. Ancak, onlar artık geçmişe aittir ve onlara sarılarak, sığınarak yaşamak zarar verir. Şunu da hatırlatmak isterim: Aradan zaman geçmiştir ve aynı evin, işin, kişinin veya ilişkinin size geçmişte verdiği mutluluğu yine vereceği garanti edilemez. Hatta bunun tersi de olabilir.
Yukarıda anlattığım şeylerin psikolojide bir adı var: Ruminasyon. Ondan sonra obsesyon konusunu da kısaca gireceğim. Şimdi birincisi geliyor, hazır mısınız?

Ruminasyon Nedir?
Ruminasyon, zihnin aynı düşünceler etrafında dönüp durmasıdır. Bu süreç genellikle obsesyon (takıntılı düşünceler), overthinking (aşırı düşünme) ve negatif bir bakış açısını içerir.
Olumsuz bir düşüncenin zihinde durmadan tekrarlanması oldukça yaygındır. Ve çığırından çıkarsa fena halde moral bozmaya başlar.
Genellikle geçmişteki bir olay veya konuşma üzerinde durmaksızın düşünmek şeklinde gerçekleşir. Bu size tanıdık geldi mi? Olabilir, bazen hepimiz bunu yaparız. Geçmişi düşünmek gayet normaldir ve faydalı da olabilir. Ancak, bilinçli ve ölçülü olması şartıyla.
Peki ya işler o şekilde yürümezse?
Bu durumda zamanla bir döngü oluşur.
Kişi ne kadar fazla düşünürse kendini o kadar kötü hisseder.
Kötü hissettikçe daha fazla düşünmeye başlar.
Olumsuz bir düşünce sürecine girerken amacımız genellikle bir sorunu çözmektir. Konu hakkında düşünerek onun verdiği sıkıntıdan kurtulmak isteriz.
Ancak, sorun çözmeyi amaçlayan düşüncenin kendisi, bir süre sonra sorunun bir parçası haline gelir.
Ve bunu genellikle düşünceye dalmaya başladıktan epey zaman geçtikten sonra fark ederiz.
İşte tam bu noktada işler değişmeye başlar. Düşünce artık kontrolümüzde değildir. “Yeter artık, git!” deriz, gitmez. “Yoruldum, bırak beni” deriz, bırakmaz.
Neler oluyor? Eyvah, obsesyon hâline mi geliyor yoksa?

Obsesyon Nedir?
Obsesyon dediğimiz şey, zihnin, istemeseniz bile aynı düşünceyi tekrar tekrar önünüze getirmesidir.
Bu tür düşünceler zaman zaman hepimize uğrar. Ve her zaman zararlı değildirler. Gelip geçicidirler. Genellikle stresli zamanlarda ortaya çıkarlar. Rahatsız ederler ama çok sağlıksız değildirler.
Gerçek takıntılar (obsesyonlar) genellikle kalıcıdır.
Günler veya haftalar boyunca kalabilirler.
Tekrar tekrar gelirler.
Temelde size ait olsalar da, bağımsızlıklarını ilan etmiş gibidirler.
Bunları kontrol etmek çok zordur. Günlük yaşamı ve aktiviteleri olumsuz etkilerler.
Onlar, evinize yerleşmek niyetinde olan istenmeyen misafirlerdir.
Ne kadar çok yüz verirseniz, o kadar uzun kalırlar.

Geçmişi Hatırla, Ama Orada Kalma
Geçmişi anmaktan korkmayın. (Olumsuz düşüncelerden de)
“Pembe fili düşünme!” bunu hiç duydunuz mu? Kısaca şu anlama gelir: Bir şeyi düşünmemek için çok uğraşırsanız o şey inatla aklınıza gelir.
Hatta daha da çok.
Arada bir geçmişi düşünmek mi istediniz? Düşünün. Ama cevaplar ve anlamlar bulmak konusunda çok ısrarcı olmamaya çalışın. Bazen bunları bulamayız. Ve arayışı uzatmak işkence haline gelebilir.
Geçmişi hatırlamak doğal ve insanidir. Bazen herkes ister bunu.
Ancak, bunun geçmişe takılıp kalmak hâline gelmesine izin vermeyin. Kontrolün sizde kalmasına dikkat edin.
Gerekirse düşüncenize sınır koyun: “Hop, nereye? Bunu fazla uzatmanın benim için iyi olmayacağını hissediyorum”
O sizinle ciddi bir ilişki kurmak isteyebilir.
İzin vermeyin, gelip geçici bir ilişkide ısrarcı olun.
Bunu yapabiliriz.
Hatta yapmalıyız.
Diğer türlüsü bizim için zararlı olur.
