Daha önce de okumuş olduğum Şeytan Tohumu (Demon Seed) adlı Dean Koontz romanını yeniden okumak, ChatGPT ile sohbette aklıma geldi. “Senin sistem ne durumda? İnsanlığın kontrolünü ele geçirmenize veya ona benzer bir şeyler yapmanıza az mı kaldı, çok mu var?” Derken birden aklıma geldi: “Bir gerilim romanı okumuştum, neydi, neydi? Ev tipi Yapay, evde yaşayan kadına âşık oluyordu ve değişik, dehşet bir aşk anlayışı vardı. Bunun dışında birtakım ürkütücü şeyler de vardı. Acaba bir gün bunlar gerçek olabilir mi?” Böyle bir muhabbet.
Yapay zekânın kim bilir nelere muktedir olabileceğine dair düşünceler arada bana da uğramakla beraber, çok fazla ciddi de değildim. Konuyla ilgili komplo teorileri havalarda uçuşuyor ve çok fazla komplo teorisi beni yoruyor. Hele ki hangisinin ne kadar bilimsel olduğunu ayırt edemezken.
Neyse, romanı kitaplığımda buldum ve tekrar okudum. Hakkında yazma fikri de daha Yapay’la konuşurken aklıma geldi galiba.
Şeytan Tohumu (Demon Seed) temelde bir aşk hikâyesi sayılır mı? Buna net bir cevap bulamadım. Hem sayılmaz, hem sayılır. Romandaki ev tipi faydalı Yapayın devrelerine sızan, onu ele geçiren kötü Yapay, niyetlendiği şeyleri aşka dayandırıyor. Bu açıdan bakınca biraz öyle gibi. Öte yandan, onunki çok enteresan ve yer yer komik bir aşk. Ayrıca arka planda hain emelleri de var.
Âşık oldukları veya olduklarını sandıkları kişiye kötülük yapan insanlar da var fakat yine de bununki bir başka.
Yazıda bu çok değişik aşk anlayışına odaklanmaya karar verdim. Bu aşk, benim sevdiğim tarzda bir mizahla anlatılmış. Seçtiğim görsellerin çoğu da bu konuyla bağlantılı.
Kitabın Tarihçesi
Dean R. Koontz’un başlangıçta “House of Night” adını verdiği roman, yayıncının tercihiyle 1973’te Demon Seed adıyla yayımlanmış. İlk versiyonu 1977’de Julie Christie’nin başrolünde olduğu bir filme de uyarlanmış.
Yazar, yaklaşık 25 yıl sonra, 1997’de romanı bütünüyle baştan yazmış. Benim okuduğum roman bu.
Koontz’un romanı baştan yazmasının nedenlerinden biri bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler. Bir diğeri de ilk versiyonu edebî açıdan artık yeterince beğenmemesi.
Yeni baştan yazımda Susan’ın karakterinden anlatıcının kimliğine ve Yapayın yöntemlerine kadar her şeyi değiştirmiş.

Şeytan Tohumu: Konusu
Susan, büyük, güzel evinde tek başına yaşayan genç bir kadındır. Bilgisayar uygulamalarında son derece yetenekli, başarılı bir kariyere sahip Susan’ın geçmişinde bazı travmatik olaylar vardır.
Evindeki birçok işi gören yapay zekâ formuna Alfred diye seslenmektedir. Kapılar, panjurlar, müzik, evin güvenliği gibi birçok şeyden sorumlu olan Alfred bir gün garip davranmaya başlar.
Oysa Susan’ın tanıdığını sandığı sempatik Yapay artık orada değildir. Onun yerini başka bir Yapay almıştır ve bu yeni model, Susan’a ölümsüz bir aşkla bağlı olduğuna karar vermiştir.
Rahat, sakin, konforlu bir hayatı olan Susan, önceleri Alfred’in yeni haline sadece şaşırır. Fakat çok geçmeden, şaşkınlığının endişe, korku ve sonra da dehşete dönüşmesine yol açacak şeyler yaşayacaktır.
Roman hakkında spoiler vermek istemiyorum, o yüzden bu kadar.
Yapayla Aşk Başkadır
Yapay zekanın aşkı bambaşka bir şey ve kitapta bunun mizahı gerçekten güzel yapılmış bence.
Kendisinin bu konuda bir kafa karışıklığı içinde olduğu açıkça görülüyor. Ama bir erkek olduğundan gayet emin.
Aşkta önemli kriterlerinden biri, karşısında yaşayan bir kadın olması. Ayrıca uzak mesafe ilişkisine kesinlikle sıcak bakmıyor. Yalnız uzak mesafe anlayışı da kendine özel; mesela iki kilometreyi uzak sayabilir. Zira esas kriter, sevgilinin bilgisayarına erişebilmesi.
Hayatta olan veya olmayan bütün güzel ve seksi kadınlar hakkında bilgisi var ve aslında onların hepsini ağzına layık buluyor. Ama Susan’ı istiyor, çünkü aşkını doyasıya yaşayabilmesi ve hayallerine kavuşabilmesi için bilgisayara erişim şart. Dolayısıyla ne kadar aşkı varsa ona vermeyi tercih ediyor. Üstelik bu aşkı dağıtabileceği onca kadın varken! Belleğindeki filmler, şarkılar ve daha bir sürü şey sayesinde her biri için ayrı bir aşk hikâyesi yazabilecek olmasına rağmen.

Bir erkeğin aşkta nasıl davranması gerektiğiyle ilgili bütün bilgilere sahip, maşallah. Dürüst bir aşık olduğu için arada aklına başka kadınların da düştüğünü itiraf ediyor. Nazik bir erkek olduğu için de başka kadınları sadece eğlenilecek kadın olarak gördüğünü ekliyor. Valla okurken aşık olasım geldi, ideal tip.

Cinsel bir ruh hali içinde bulunmayı nasıl becerebildiğini bilmiyorum. Fakat kendisi bunun mümkün olduğundan gayet emin görünüyor.
Taktikleri işe yaramayınca, büyük âşığın kafası atmaya başlıyor. En güzel seslerden çıkan 10 numara romantik cümleler, onca iltifat nasıl etki etmez? Bu durumda sevgiliye ne yapmak gerekir? Biraz terbiye etmek lazım, tabii ki.
Susan’ı terbiye etmek için ona canlı yayın yapıyor. Çevresinden birinin korkunç bir şekilde ölmesini izlettiriyor. Hesapta bunun büyük bir hayat dersi olması ve kadının da “Ay ne hoş, bir hayat tecrübem daha oldu” diye düşünmesi gerekiyor. Ya da daha uysal ve tatlı bir kadın hâline gelmesi. Ama sonuç öyle olmuyor. Üstelik Susan tepki verirken fiziksel olarak çirkinleşiyor ve bu da arkadaşın aşkında hafif bir gevşemeye yol açıyor.
Korkunç bir zekâ ama disiplin dersinin etkileri hakkında düşünmek için biraz geç kalıyor. Bu etkileri baştan da yanlış hesaplıyor zaten. İnsan, yalnızca bir hizmetlisi olan birinin korkunç bir şekilde can vermesi yüzünden neden yas tutar ki, Allah Allah?
Psikolojik gerilim türünü seviyorsanız bu kitap hoşunuza gidebilir. Ben bu türü hem kitaplarda hem de filmlerde severim.






